Önümüzdeki yıllarda, dünya çapında kuraklığın artacağı akademisyenler ve bilim insanları tarafından belirtilmektedir. İklimdeki değişkenlikler, yağış miktarındaki azalma, şehirleşmenin fazla olması, ormanlık ve yeşil alanların azalması, kuraklığın şiddetli olarak görülmesine neden oluyor. Ülkemizde ise, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2020-2021 Su Yılı 3 Aylık Alansal Kümülatif Yağış Raporuna göre:

  • 1 Ekim-31 Aralık 2020 dönemini kapsayan 2021 su/tarım yılı yağışları uzun yıllar normali ve geçen yıl yağışlarının altında gerçekleşti. 
  • Türkiye geneli su/tarım yılı üç aylık yağışı 101.1 mm, normali 195.6 mm (1981-2010) ve 2020 su/tarım yılı aynı dönem yağışı ise 153.6 mm’dir. 
  • Yağışlarda normaline göre %48, 2020 yılı su/tarım yılı yağışlarına göre ise %34 azalma meydana gelmiştir. 
  • Bölgesel yağışlarda ise tüm bölgelerimizde normallerine göre %35’in üzerinde azalma gerçekleşti. Bölge bölge değişimlere incelersek:
    • İç Anadolu Bölgesi’nde yağışlarda normaline göre %61, 2020 su/tarım yılı yağışlarına göre %46 azalma gerçekleşti.
    • Karadeniz Bölgesi’nde, yağışlarda normaline göre %51, 2020 su/tarım yılı yağışlarına göre %21 azalma gerçekleşti.
    • Doğu Anadolu Bölgesi’nde yağışlarda normaline göre %49, 2020 su/tarım yılı yağışlarına göre %25 azalma gerçekleşti.
    • Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, yağışlarda normaline göre %37, 2020 su/tarım yılı yağışlarına göre %47 azalma gerçekleşti.

Ülkemizin aldığı yağışlardaki azalma nedeniyle kurak dönemler başladı ve su kaynaklarındaki azalma kritik seviyeye ulaştı. Türkiye’deki alansal yağış dağılımında değişimler oldu. Karadeniz, Akdeniz, Marmara bölgelerinde kuraklık yaşanırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde taşkın ve sel yaşanıyor. İstanbul şiddetli kuraklığın başladığı yerlerden bir tanesi. Bunun en önemli nedeni şehirleşme, yeşil alanların azalması, toprak yüzeyin betonlaşma nedeniyle suyu toprak altına geçirmemesi ve yağışın hızla akışa geçmesi. İç Anadolu Bölgesi’ndeki toz fırtınaları da kuraklığın işareti. 

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç’ın Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi (EPİAŞ) tarafından paylaşılan 68 barajdaki su seviyelerinin mevcut durumuna değindiği değerlendirmesine göre, Batı Akdeniz, Batı Karadeniz, Marmara Havzalarında baraj seviyeleri yüzde 3-9 arasında olup çok düşük, Doğu Karadeniz ve Van Gölü havzalarındaki barajlarda ise düşük durumda olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere içme suyu sağlanan mevcut baraj doluluk oranlarının az olmas,. COVİD-19 salgını nedeniyle su kullanımının daha da arttığı 2020 yılında, baraj seviyeleri özellikle İstanbul ve İzmir için oldukça düşük durumda olduğu belirtilmiştir.

Kuraklıkla Başedilebilmesi için Alınma Gereken Önlemler Nelerdir?

Deniz ATAÇ Türkiye’nin kuraklıkla başedebilmesi için alınabilecek önlemleri şu şekilde sıralamıştır:

  • Kuraklık doğal afet statüsüne alınmalı. Kuraklığın etkilerini ekonomik, çevresel ve sosyolojik olarak görmek mümkünken; kuraklık 7269 sayılı Umumi Afetler Kanunu’na göre afet sayılmıyor ve afet istatistiklerinde hiç yer almıyor. Oysa kuraklık dünyada etkili olan 31 çeşit doğal afet arasında ilk sırada yer alıyor.
  • Su Kanunu yasalaştırılmalı.
  • Tarımsal üretimde suyun verimliliği artırılmalı. Türkiye’de suyun yüzde 74’ü sulama maksatlı olarak tarımda kullanılıyor ve bu suyun yüzde 82’si suyun en fazla israf edildiği sulama şekli olan ‘salma sulama’ şeklinde yapılıyor. Tasarruflu sulama sistemlerinden olan damla sulama sisteminin oranı ise yüzde 1. Sulamada kullanılan suyun yüzde 38’i yeraltı sularından karşılanıyor ve bilinçsizce yapılan sulama sonucu yeraltı suları tükeniyor.
  • Havza temelli kuraklık yönetim planları hayata geçirilmeli ve tüm havzalar için kuraklık yönetim planları tamamlanmalı.
  • Kentlerde su ihtiyacı azaltılmalı ve tasarruf edilen suyun tarımda kullanımını sağlayacak tedbirler alınmalı
  • Çiftçilerin kuraklık görülen yıllarda yaşayacağı ekonomik kayıplardan etkilenmemesi için kuraklık, tarım sigortası kapsamında olmalı. TARSİM kapsamına kuraklığın alınması bu anlamda olumlu bir gelişme.
  • Kuraklık nedeniyle fiyat artışlarının engellenmesi için halkın gıda, üreticinin tohumluk ihtiyacının karşılanması için kurak olmayan dönemlerde stok oluşturulması sağlanmalı.

Deniz Ataç’ın belirttiği bu ifadeler ülke olarak yaşayacağımız olumsuz sonuçların indirgenmesi için bizler ve hükümet tarafından dikkate alınmalıdır. Aksi halde bizi çok daha ciddi olumsuluklat bekliyor olacak. Peki, dünya çapında durum nasıl?

Dünya Çapında Kuraklık Artacak mı?

Dünyada önümüzdeki yıllarda kuraklık artacak. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, ‘Kuraklık nedeniyle dünya genelinde gelişmekte olan ülkelerde 2005-2015 yılları arasında 29 milyar dolarlık ekonomik kayıp meydana gelmiştir. Dünyanın farklı bölgelerinde başlayan kuraklık önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek. Dünyada 2030 yılına kadar kuraklık riski bulunuyor.’ açıklamasını yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevinç Asilhan ise, Türkiye’nin konumu nedeniyle yarı-kurak bir iklime sahip olduğunu ve çeşitli aralıklarla şiddetli kuraklık yaşayabileceğini ve kuraklığı artacağını belirtmiştir.

Bu ifadelerden de anlayacağımız üzere, dünya çapında da ülkemizde de bizi bekleyen birçok olumsuzluk olacak.

Sağlıklı ve huzurlu bir dünyanın bizi beklemesi dileğiyle…

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.