Millet olarak son derece mükemmel, lezzetli ve besleyici bir mutfağa sahibiz. Kebabından sarmasına, baklavasından çorbalarına kadar sayısız lezzetimiz var. Peki, bu kadar yemekten mahrum olarak sadece tek bir besinle yaşayabilir miyiz?
Kısa vadede elbette yaşayabiliriz, fakat daha önceki yazılarımdan birinin içinde olduğumuzu ve yıllar süren bir uzay yolculuğu yapmak zorunda olduğumuzu varsayalım. Böyle bir durumda hayatta kalma ihtimalimiz acaba ne kadar?
Öncelikle eti düşünelim. Bazılarımız vejetaryen olsa da, gerçi veganlar da var bu arada, çoğunluğumuz eti seviyor, hatta bayılıyor. İlk bakışta gözümüze bol miktarda protein ve yağ çarpıyor. Enerji , bakım ve onarım için bu iki grup vazgeçilmez. Fakat maalesef hiçbir canlının eti bizi tam anlamıyla besleyemez. Etteki lif oranı yok denecek kadar az, bu da bir müddet sonra ishal başta olmak üzere çeşitli sindirim sistemi hastalıklarına yol açıyor. Yine aynı şekilde etin vitamin miktarı da belli. A,D,E ve K vitaminleri vücutta depolanabilse bile B ve C vitamini depolanamadığından et tüketerek bu vitaminleri almamız neredeyse imkansız. Bu da unutkanlık ve zayıf bir bağışıklık sistemi gibi zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklara yol açıyor. Yani kısacası, et bu iş için doğru bir besin değil.
O zaman sebze ve meyveleri düşünelim. Aslında sadece sebze-meyve tüketmek, sadece et ile beslenmeye göre daha sağlıklı. Çünkü bol miktarda lif içeriyor, bu da sağlıklı bir sindirim sistemi demek. Ayrıca vitamin ve mineral miktarları da etten çok daha fazla. Maalesef ki protein miktarı da bunlara kıyasla çok az. Bu da kasların gelişimi ve yaraların onarımında büyük eksikliğe yol açıyor. Hem biz her ne kadar vitamin ve lif miktarı yüksek de desek, bu yargı sebze-meyveleri bir bütün olarak düşündüğümüzde geçerli, yani tek başına ihtiyaçları karşılayabilecek bir sebze veya meyve yok denilebilir.
Bu durum yumurta süt ve bal gibi diğer hayvansal ve bitkisel besinler için de pek farklı değil.
Fakat bir besin var ki sanırsak tüm gıdaların içinde bu alan için sivrilen tek bir gıda var. Büyük ihtimalle de herkesin rahatlıkla yiyebileceği bir besin. Çok farklı şekillerde hazırlanıp tüketilebiliyor. Biraz daha ipucu verelim. Hatırlarsanız Matt Damon’ın The Martian( Marslı ) filmi vardı. Filmde astronotumuz Mars’ta mahsur kalmıştı ve sadece tek bir besin kaynağı vardı. Evet, o seçilmiş besinimiz patates!


Patates sanki Allah’ın insanlara bir lütfu. Haşlayarak, kızartarak fırınlayarak ya da püre halinde yenilebiliyor. Üstelik nişasta içermesinin yanında bazı aminoasitleri de içeriyor. Yani eğer tek bir besin seçme şansımız olsaydı bizi en uzun süre götürecek besin patates denilebilir. Fakat patatesteki aminoasit yeterli değil. Vücudun günlük protein ihtiyacını karşılamak için günlük 4.5-5 kilo patates tüketmemiz gerek. Ayrıca çinko ve B vitamini bakımından da yetersiz. Her şeye rağmen Avustralya’da Andrew Taylor adlı bir kişi tam bir yıl boyunca sadece patates tüketmiş. Gerekli mineral ve vitaminleri alabilmek için de ara sıra tatlı patates tüketen Taylor, hem hayatta kalmış hem de oldukça kilo vermiş. Ancak bu beslenmenin ne derece sağlıklı olduğu da tartışma konusu.
Dünya üzerinde birçok insan hızlı bir şekilde kilo vermek için tek tip beslenme diyetini uyguluyor. Dediğimiz gibi, ne kadar sağlıklı, bilemiyoruz. Biz en iyisi her şeyden kararında yiyelim, varsın kilo vermeyelim ama ağzımızın tadı da bozulmasın Ali Rıza Bey?Yepyeni  bir yazıda görüşmek üzere, hoşçakaaaal

👋
👋
👋
YanıtlaYönlendir
Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.