Güzel bir sanat eseri gördüğünüzde çok  etkileniyor, kalbiniz mi sıkışıyor? Yüz kaslarınız gevşiyor, tansiyonunuz mu düşüyor? Endişelenmenize gerek yok. Bu semptomların hepsi aslında Stendhal Sendromu’nun belirtileri.

Peki nedir bu Stendhal Sendromu?

Bu sendromun diğer isimleri arasında Floransa sendromu, gezgin stresi veya müze hastalığı yer alır. En basit tanımıyla, çok beğenilen ya da muazzam şekilde icra edildiği düşünülen “kusursuz” bir sanat eseri karşısında kendinden geçme hali.
İtalyan rönesansının başkenti Floransa’yı gezen sanatseverlerde zaman zaman bu belirtilere rastlanıyor, hatta kimileri hastanelik oluyor.
Sendrom adını, 19. yüzyılda yaşayan  ve Stendhal  olarak da bilinen Fransız yazar Henri-Marie Beyle’in  Napoli ve Floransa: Milan’dan Reggio’ya Yolculuk kitabında, Floransa’daki İtalyan Rönesansı’na ait sanat eserlerini ziyareti sırasında yaşadığı olumsuz sayılabilecek deneyimleri yazdığı bölümden aldı. Stendhal, Floransa’nın Santa Croce Katedrali’ni ziyaret ettiğinde, ilk olarak Giotto’nun ünlü tavan fresklerine tanıklık ettiğinde, gördüğü şey karşısında duygularının coşkusuna engel olamadı ve şunları yazdı: “Floransa’da bulunma ve anıtmezarlarını gördüğüm o büyük insanlarla yakın olma fikri beni kendimden geçercesine heyecanlandırıyor. Bu görkemli güzelliğin içine çekiliyordum… Öyle bir ilahi noktaya yükseldim… Her şey ruhuma capcanlı konuşuyordu. Unutmam mümkün değil. Berlin’deki ‘sinir’ denilen şey yerine kalp çarpıntıları hissediyordum. Hayatım bedenimden çekiliyordu. Düşme korkusuyla yürüyordum.”
“Stendhal Sendromu”, “Floransa Sendromu” ya da “Sanat Zehirlenmesi” adı verilen bu rahatsızlığın gerçekten var olup olmadığı ve belirtileri bilimsel bir araştırmaya konu oldu.

Aradan neredeyse bir asır geçmeden insanlar bu fenomeni bir sendrom olarak görmeye başladı. İtalya’daki bir sanat araştırmaları merkezinin, psikolog ve teknik uzmanlarla işbirliği içinde yaptığı deneyde, Floransa’da bulunan Medici Riccardi Sarayı’nın ziyaretçileri gözlemlendi.
Medici Riccardi Sarayı’nda, fresklerle süslü şapeli gezen ziyaretçilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketleri incelendi. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları da istendi.
Deneyde, bazı ziyaretçilerin eserlere bakarken yüz kaslarının gevşediği, gözbebeklerinin küçüldüğü, kalp atışı, nefes alış hızı ve tansiyonlarında değişiklikler olduğu belirlendi.
Görsel sanat eserlerine işitsel uyarıcılar da eşlik ettiğinde ise beyindeki aktivitenin daha da arttığı görüldü. Ziyaretçilerin bazıları da hislerini “aşırı duygulanma” ve “tatlı bir yorgunluk” olarak tanımladı.
Ancak, diğer her şey gibi, bu sendrom da tartışmalardan arınmış değildir.
Hiç şüphe yok ki, bir şarkıyı dinlediğimizde, aklımıza o şarkıyla ilişkilendirdiğimiz anılar geliyor. Bazen elimizde olmadan heyecan duyarız. Bir tiyatro oyununu izlerken tüylerimiz diken diken olur. Sanatla ilgili bir şey duygularımızı harekete geçirir. Sanat duygu demektir.
Klinik psikologlar Stendhal sendromunu tanısa da, diğerleri birtakım şüpheler duyar ve olayın sadece basit bir efsane olup olmadığını merak eder. İkinci grup, Stendhal sendromunun uydurduğumuz bir fantezi olduğuna ve sadece aklımızda var olduğuna inanır. Buna ek olarak, en çok şüphe duyanlar, ziyaretçinin bilinçaltının ona oyunlar oynadığını ileri sürer. Semptomların, ziyaretçilerin yorgun ya da seyahatleri nedeniyle jet-lagged olmalarından ötürü yaşandığına inanırlar.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.