Toplu etkinlikler her ne kadar pandemi süreci dolayısıyla ertelenmek veya belirli kısıtlamalarla yapılmak zorunda olsa bile; 1 Ocağın yaklaşmasıyla birlikte, yılbaşı kutlamalarına yönelik hazırlıklar başladı. Fakat ülkemizde hala birçok kesim, yılbaşı ve noel kavramlarının karmaşasında kaybolmuş durumda. Bu yazıda, bütün dünyanın ortak mirası olarak kabul edebileceğimiz yılbaşı kutlamalarının kültürden kültüre ve çağdan çağa nasıl değiştiğine göz atarak, Noel ile arasındaki farka değineceğiz.

“Yıl” fikri medeniyetten medeniyete değişiklik gösterse de, yeni bir yıla başlamanın kutlanması konsepti yaklaşık 4000 yıl öncesine dayanıyor. Bu dönemde Babilliler tarafından yapılan yeni yıl kutlamaları, oldukça dini bir temadaydı ve yine bu temaya yönelik, sembolik ritüeller içeriyordu. Kutlamalar, aynı Nevruz’da olduğu gibi ilkbahar ekinoksu sırasında gerçekleşiyordu. Ayrıca tahta yeni bir kralın geçmesi yeni yıl kutlamaları sırasında gerçekleşirdi ve gerçekleşen dini ritüeller ile, kralın Tanrı tarafından seçildiği algısı yaratılırdı; ya da kral değişmeyecekse, halihazırdaki yöneticinin hükmü yenilenmiş, tekrar kutsanmış olurdu. Yani tarih boyunca gerçekleşmiş neredeyse bütün dini uygulamalarda olduğu gibi, bu da aynı zamanda politik bir amaca hizmet ediyordu.

Kültürler farklılık gösterdikçe, yeni yıl için seçilen gün de sürekli olarak değişmeye devam etti. Örneğin Mısır’da, Nil Nehri’nin her sene düzenli olarak gerçekleşen taşkınları sekteye uğradığı zaman gelen kuraklık, felaket demekti. Dolayısıyla Mısırlıların kültüründe önemli bir yer tutan Nil taşkınları, yeni bir yılın başlangıcını sembolize eder hale gelmişti. Taşkınlarla beraber toprağın verimli hale gelmesi dolayısıyla da yeni yıl kavramı, bolluk ve bereket ile özdeşleşmişti. Günümüzde bile, bu inanışın tarımla alakalı veya alakasız bütün toplumlarda devam ettiğini söyleyebiliriz. 

Türklerde yılbaşı kavramıysa altıncı yüzyıl öncesine kadar dayanır. 21 Aralık’tan itibaren geceler kısalmaya ve günler uzamaya başladığı için, Türkler, 22 Aralık’tan sonraki ilk dolunayı yeni yılın başlangıcı olarak kabul etmişlerdi. Bu gün geldiğinde, “gün doğumu, güneşin doğuşu” gibi anlamlara gelen “Nardugan” isimli bir bayram kutlarlardı. Bu bayramda Türk Mitolojisinde önemli bir yer kaplayan “hayat ağacı” olgusunu sembolize eden akçam ağaçları süslenir, dallarına dilekler bağlanır ve ağacın altında müzikli ve yemekli eğlenceler düzenlenirdi. 

“Christmas” ya da Noel ise, tarih itibariyle bu kavramlarla iç içe geçmiş bir yapıda olduğu için kültüre yabancı olan kişiler tarafından sıkça bunlarla karıştırılsa bile; daha farklı kökenlere dayanan, dini bir bayramdır. Basitçe açıklamak gerekirse, Noel’de İsa’nın doğumu kutlanır. Aslında İsa’nın doğum günü olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmayan bu tarih, önceleri Roma’da Güneş Tanrısı Sol Invictus’un doğum günü olarak kutlanmaktaydı. Noel için 25 Aralık’ın seçilmesinin ardında, bu bayramın Hıristiyanlaştırılması amacının yattığı, tarihçiler arasındaki yaygın görüşlerden biridir. Kökeni bir yana dursun, günümüzde de yapılan kilise ziyaretleri, “hymn” ve “carol” adı verilen ilahivari müzik parçaları gibi birçok geleneğin sürdürülmesiyle Noel, tamamen dini bir bayramdır ve Hıristiyanlığa ait kültürel bir ögedir. 

Uzun lafın kısası: yılbaşı, çeşitli kültürlerin kendilerine has olay ve durumlarla bağdaştırarak kutladıkları ortak bir kültür ögesiyken; Noel, Hıristiyanlığa ait olan ve büyük oranda Hıristiyanları ilgilendiren bir bayramdır. Bu iki konseptin, Hıristiyan toplumlarında birbirine karışmış olması gayet doğal olmakla beraber; Hıristiyanlığın hayalinin bile ortada olmadığı yıllarda bile varlığını sürdüren bir geleneği tek bir topluluğa atfetmek, hatalı bir yaklaşım olacaktır.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.