1998 Nobel Edebiyat ödüllü yazar Jose Saramago bu kitabı 1995 yılında kaleme almıştır. Kitap araba kullanan bir adamın ansızın kör olmasıyla başlıyor ve sonrasında bu körlük bulaşıcı bir şekilde yayılıyor. Bu açıdan ”Körlük” post apokaliptik bir romandır, ama alıştığımız gibi bir zombileşme, uzaylı istilası ya da nükleer savaşı konu almaması kitabı çok daha ilgi çekici kılıyor.

Beni kitaba bağlayan en önemli sebep hayatımın bir döneminde mutlaka körlük ihtimalini düşünmüş olmamdı. Eminim herkes ”Acaba nasıl olurdu?” diye düşünmüştür. Düşünmediyseniz bile eminim kitabı okurken sık sık düşüneceksiniz hatta Saramago’nun yaptığı betimlemelerde bir kez olsun gözlerinizi kapatıp o duyguyu yaşamak isteyeceksiniz.


Romanda kullanılan yazım yöntemi de pek çok kitaptan farklı ve alışıldığında da son derece keyiflidir. Yazar kitap boyunca hiçbir karakterin ismini belirtmemiş, nokta ve virgül dışında noktalama işareti kullanmamıştır. Noktalama işaretleri başta okumayı karmaşıklaştırıyor gibi görünse de aslında tam aksine daha basitleştirmektedir. Karakterlerin isimlerine geldiğimizde ise çok karakterli romanlarda yaşanan isim karışıklığındansa karakterlerin fiziksel özellikleri ve meslekleriyle isimlendirlmesi daha akılda kalıcı olup zihnimizde karakteri canlandırmayı kolaylaştırmaktadır.


Bu çarpıcı, merak uyandırıcı hatta kimi zaman mide bulandırıcı olan senaryo yazarın bir kafede siparişini beklerken ”ya hepimiz bir anda kör olsaydık” düşüncesiyle ortaya çıkıyor. Ve kitaptaki ilgi çekici detaylardan birisi de yaşanan körlüklerde bilinenin aksine kişilerin gözlerine inen beyaz perdedir.


Kişiler bunu ”bir süt denizine düştüm” şeklinde ifade ediyorlar. Yazar bu imgeyle okuruna dolduracak boşluklar bırakmıştır. Bu bambaşka mesajlar taşıyan kör olma halinden sonra körlerin hızlıca toplanıp karantinaya alınması ve karantina alanı için de bir akıl hastanesinin seçilmesi de son derece düşündürücüdür. Karantina süreci, insanların hızla yozlaştığı, medeniyetin yok olduğu ve ahlâki çöküntünün yaşandığı acımasız bir ortam doğurmuştur. Ve bu da beni toplumsal düzene ayak uydurmamızın sadece bir pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleştirdi. Sayfa 213’te yazar bununla ilgili söylemek istediklerini tek cümlede şöyle özetliyor: ”Aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktır.”


Tüm bu kaosta gözleri gören tek kişi olan ”doktorun karısı” olan bitenleri tüm çıplaklığıyla görmektedir. Bu karakter cesareti, sadakati ve sabrıyla ışıldamaktadır. Yazarın bu gözü kör evrene göz olarak bir kadını seçmesi de tabii ki bir tesadüf değildir. Yozlaşmış toplumlarda olduğu gibi ilk olarak
kadına göz koyulması kitaptaki kadınları da biraraya getirmiştir. Ve bu kadınların güçlerini, yaşamı sürdürme becerilerini hiçbir erkil yapının yıkamayacağı da yazar tarafından gözler önüne serilmiştir.


Son olarak José Saramago’nun şu sözleriyle yazımı bitirmek istiyorum; ”Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca
insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Sizler de gören körlerden olmayın çünkü bakmak görmek için yeterli değildir…

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.