11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan (Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren) ve ilk imzalayanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu;  “Kadına Yönelik Şiddet Ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadaleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi – İstanbul Sözleşmesi” kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir ve bugüne kadar Türkiye dahil olmak üzere Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından onaylanmıştır.

  Sözleşmenin maksatları şu şekilde belirtilmiştir;

a) Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;

b) Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;

c) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;

 d) Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;

 e) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

  Sözleşmenin Devlet Düzeyinde Talepleri

Önleme

► Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;

► Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;

► Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;

► Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;

► Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.

Koruma

► Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;

► Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanısıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;

► Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.

Yargılama

► Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;

► Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;

► Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;

► Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.

Bütüncül Politikalar

► Yukarιda belirtilen tüm tedbirlerin kapsamlı ve koordineli politikaların bir parçası olmasının sağlanması ve kadına karşı şiddete karşı bütüncül bir mukabelede bulunulmasının temin edilmesi.

Sözleşme Kapsamındaki Suçlar

 ■ Sözleşme taraf devletlere, aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai veya başka bir hukuki yaptırım öngörmeyi zorunlu kιlmaktadιr:

► Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)

► Taciz amaçlı takip;

► Tecavüz dahil, cinsel şiddet;

► Cinsel taciz;

► Zorla evlendirme;

► Kadınların sünnet edilmesi;

► Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

■ Burada açıkça verilmek istenen mesaj, kadınlara yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin özel hayatta saklı kalacak konular olmadığıdır. Aksine, mağdur olan kimse failin eşi, hayat arkadaşı yada ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların özellikle travma yaratıcı etkisini vurgulamak üzere bu kişinin cezası daha da ağırlaştırılabilir.

İstanbul Sözleşmesi Neden Eleştiriliyor?

►İlk olarak sözleşmenin “Türk aile yapısını yok etme amacı taşıdığı” iddiasında bulunanlar var. Ancak sözleşmenin hiçbir yerinde belli bir aile tanımına yer verilmediği veya farklı aile formlarına teşvik edilmediğini görüyoruz. Bu da İstanbul Sözleşmesi’nin Türk aile yapısını bozduğu iddialarının asılsız olduğunu ortaya koymaktadır.

►Ayrıca sözleşmeye karşı gelenler  “ev içi psikolojik şiddet” konusuna da karşılar. Erkeğin eşine bağırması ya da hakaret etmesinin aile içinde çözülebileceğini  ve bu sözleşmenin erkeği evden uzaklaştırarak aile yapısına zarar verdiğini söylüyorlar. Tüm bu karşı iddialara baktığımızda asıl meselenin toplumsal cinsiyet eşitliği ve erkek egemen aile yapısının değişeceği korkusu olduğunu görüyoruz. Ki bu durum korkulacak bir şey değil, tam aksine bizler için büyük bir ihtiyaç.

►Sözleşmenin üçüncü maddesinde yer alan; “Mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir” ifadesine dayanarak “Eşcinsellik meşrulaştırılıyor ve aile dağılıyor” deniliyor. İkisi de birbirinden yersiz iddialardır. Halbuki İstanbul Sözleşmesi her türlü şiddete karşı mağduru koruma altına alma amacıyla yazılmış bir metindir ve bu tür iddiaların hiçbir haklı temeli bulunmamakla birlikte toplumumuzdaki bireyleri ötekileştirmeye sebebiyet vermektedir.

►Türkiye’nin sözleşme uyumunu denetleyen GREVIO, 2018’de yaptığı açıklamada; Türkiye’de kadına yönelik şiddet ile mücadeleyi zayıflatan unsurlardan birinin “kadına yüklenen geleneksel rollere öncelik verilmesi” olduğunu belirtiyor. Ancak sözleşmenin amacı zaten geleneksel rolleri reddetmek değil, kadının toplumda istediği rolü kendi iradesiyle seçmesini sağlamaktır.

►Son olarak sürekli konuşulmakta olan 6284 sayılı kanunda geçen “kadının beyanı esatır” maddesinde bahsedeceğim. Kadının beyanının erkekten üstün tutulması eleştiriliyor, ancak bu maddenin amacı şiddet gördüğünü söyleyen bir kadının devlet kurumlarına başvurduğunda anında koruma sağlanabilmesi. Eski kanunda devlet başvuru sonrası kanıt bekliyordu ve kadınlar şiddet gördükleri yere geri gönderiliyorlardı. İşte bu durumu önlemek amacıyla “kadının beyanı esastır”. Ve maalesef ülkemizde pek çok kadın sesini duyurmaya çalışırken saldırıya uğradığı ve korunamadığı için bu madde son derece gereklidir.

  Özetle “İstanbul Sözleşmesi” kadınları her türlü şiddete karşı korumak, şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak amacıyla imzalanan, bu ciddi insan hakları ihlalini ele almak için yapılmış en geniş kapsamlı sözleşmedir. Bu sözleşme  başta ülkemiz olmak üzere her yerde kadınların yaşam güvenliğini sağlamak için vazgeçilmezdir.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.