Merhaba arkadaşlar. Bu yazımda sizlere Newton’un Principica’yı yayınlasından sonra ortaya çıkan paradokstan bahsedeceğim. 11 Ekim 1758 doğumlu Alman hekim ve astronom olan Heinrich Wilhelm Matthias Olbers’in herkesin gözünün önünde olan soruyu 1823’te sormasıyla ortaya çıkan paradoks şuydu; “Geceleri gökyüzü neden siyah?”. Cevabı çok basit duran bu soru yüzyıllarca bir paradoksa sebep olmuştur.

Bu paradoksu ortaya atarken ilk başta Olbers bu yıldız ışıklarının bir toz bulutuyla soğurulduğunu öne sürmüştür. Kendisi; “Dünya’nın gök kubbenin her noktasında yıldız ışığı almıyor olması ne büyük şans! Yine de şu an deneyimlediğimiz miktarın 90 bin katı büyüklüğüne varan, hayal bile edilemez bir parlaklık ve sıcaklık karşısında Yüce Tanrı kolaylıkla böylesi aşırı koşullara da uyum gösterebilecek yeterlilikte organizmalar tasarlamış olabilirdi.” diye yazmıştır. Yani geceleri egemen olmasını beklediğimiz Samanyolu gökadamızın ateşli merkezi bir toz bulutunun arkasında gizlidir. Samanyolu’nun merkezini bulunduğu Yay [Sagittarius] takımyıldızı yönüne bakacak olursak kızgın bir alev topu yerine kara bir benek görürüz. Fakat bu Olbers paradoksuna tam cevap olamaz. Çünkü sonsuzu aşkın bir sürede toz bulutları sonsuz sayıda yıldız ışığını soğuracak ve belli bir süre sonra bir yıldız yüzeyi gibi parlayacaktır. Bu sebeple geceleri gökyüzü siyah olmayacaktır.

İşin garip yanı, tarihte bu paradoksu ilk çözen kişi aslında bir bilim insanı ya da bir astronom değildir. Bu paradoksu gökbilime uzun süre ilgi duyan gizemli öyküler yazan Amerikalı Edgar Allan Poe’dur. Ölümünden önce gözlemlerini  Eureka: Maddi ve Ruhsal Alem Üzerine Bir Deneme adlı felsefi şiiri içinde bahsetmiştir. Poe’nun Olbers paradoksunun çözdüğünün farkına varan ilk kişi kozmolog Edward Harrison “ Poe’nun sözcüklerini okuduğumda hayretler içinde kaldım: Bir şair ya da en iyi olasılıkla amatör bir bilim insanı, nasıl olur da 140 yıl önce doğru açıklamayı bulmuş olabilir… Hem de üniversitelerimizde bile halen yanlış olanı öğretilirken?” diye yazmıştır.

İskoç fizikçi Lord Kelvin de 1901 yılında doğru yanıtı keşfetmişti. Geceleyin gökyüzüne bakıldığında şimdiki değil de geçmişteki halinin görüldüğünü çünkü her ne kadar yeryüzü ölçütlerine göre muazzam olsa da ışık hızının yine de sınırlı (saniyede 299.792 metre) ve uzak yıldızların ışığının Dünya’ya erişmesi için zamanın gerektiğini fark etmişti. Kelvin, geceleyin gökyüzünün beyaz olması için evrenin yüzlerce trilyon ışık yılı kadar genişlemesi gerektiğini hesapladı. Ancak evren trilyonlar yaşında olmadığına göre gökyüzü ister istemez karanlıktır.

Büyük Patlama’nın varlığı yeni bir paradoks doğmasına yol açar. Büyük Patlama’dan kısa süre sonra tüm evren çok sıcaktı ve ışıkla doluydu. Öyle ki uzaydaki her nokta yıldızların yüzeyi kadar parlaktı. Bu durumda bugün uzayda herhangi bir yöne baktığımız zaman Büyük Patlama’dan arta kalan ışığı görmemiz gerekmez mi? Bu paradoksun çözümü ise evrenin genişlemekte olduğu gerçeğinde yatar. Esasen uzayda her yönde Büyük Patlama’dan arta kalan ışık vardır. Ancak evrenin genişlemesi sebebiyle, kozmik mikrodalga artalan ışıması olarak adlandırılan bu ışığın dalga boyu uzamıştır. İnsan gözü, ışık tayfının mikrodalga kısmında kalan artalan ışımasını algılayamaz.

Evrenin genişlediğini biliyoruz. Evrenin genişlemesiyle birlikte en uzakta bulunan yıldızlar , galaksiler ve bizden hızla uzaklaşan galaksilerden gelen ışık Doppler etkisiyle uzun dalga boylarına kayıyor. Bu durumda görülebilir ışık dalga boyundan kızıl ötesi ve radyo dalgalarının boyuna geçiyor. Bu sebeple o yıldız ve galaksilerin yaydığı ışıkları göremeyiz. Böyle düşündüğümüzde evrenin genişlediğine kanıt arıyorsanız geceleri gökyüzüne bakmanız ve siyah olduğunu görmeniz en basit ve doğrudan kanıtınız olur.

Bu durumda geceleri gökyüzünün neden karanlık olduğuna verilebilecek yanıt, geceleyin gökyüzünün aslında siyah olmadığıdır. Eğer gözlerimiz bir şekilde mikrodalga ışınımlarını da görebiliyor olsaydı en uzak yıldızın yaydığı mikrodalga ışınımlarını da görebilecektik. Bir bakıma, Büyük Patlama’nın ışınımı her gece ortaya çıkar. Yani gözlerimiz mikrodalga ışınımlarını görebilseydi, her şeyin başlangıcı olarak görülen Büyük Patlama ’nın yaydığı ışınımları dahi görebilirdik.

Kaynakça:

MICHIO KAKU – PARALEL DÜNYALARhttps://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/uzay-neden-karanliktir

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.