Geçmişten günümüze hemen hemen her edebi isim fikirlerini eserine yansıtmıştır. Fikir ayrılıkları ise çatışmaları doğurmuştur. Hatta tepki olarak “Demdeme” ve “Zemzeme” gibi karşılıklı eserler de yazılmıştır. Bu yazımda ise en çok dikkatimi çeken çatışmalardan biri olan 2. Abdülhamit’in baskıları ve oğlu Haluk’un yaptıkları yüzünden hayata küsen Tevfik Fikret’in sislerle kaplı, karanlık İstanbul’a yazdığı “Sis” şiirine ‘karşılık’ Yahya Kemal’in kendi şaşaalı, güzel İstanbul’unu anlattığı “Siste Söyleniş” şiirini konu almak istedim. Tevfik Fikret 1901 öncesine kadar Tanzimat geleneğiyle yetişmiş bir şairken 1901 sonrası kaleme aldığı şiirlerinde büyük bir değişim gözlenir. Servet-i Fünun döneminde daha ılımlı şiirler yazan sanatçı topluluğun dağılması ve ilk inziva günlerinin yarattığı ruh hali ile daha sert ve daha yüksek bir perdeden siyasi şiirler ile karşımıza çıkar. Bunun ilk örneğini “Sis” ile veren Fikret ölümüne kadar yazdığı şiirlerde hep bu uslubu korumuştur. Sis İstanbul’a bir lanet şiiridir. Kent burada bir imgedir. Fikret burda kişileştirilmiş kent üzerinden dönemin çürümüşlüklerini eleştirir. Diğer bir bakımdan da 2. Abdülhamit rejimi dönemi İstanbul’una duyulan nefretin şiiridir. Fikret’in şiirinde İstanbul’u hedef aldığı bazı ifadeler şunlardır: ‘bu derin karanlık örtü sana çok layık’ ey bin kocadan arta kalan dul kız’ ‘sanki bir hain el, lanetin zehirli suyunu yapına katmış gibi’ ‘örtün artık ey şehir; örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!’ Bu söylemlerden de anlaşıldığı gibi Fikret’in derin nefretinin büyük bir çoğunluğu ‘İstanbul’ imgesi üzerinden aktarılmıştır. Fikret’in Sis şiirinden kafamızı kaldırdığımız an ona bir o kadar zıt Yahya Kemal Beyatlı’nın ‘Siste Söyleniş’ şiiri göze çarpar. Beyatlı’nın bu dönemdeki olaylara bakış açısı Fikret’in bakış açısından ayrılır. ‘Sis’teki nefret, Beyatlı’nın şiirinde yerini hayranlığa bırakır. Bu hayranlığa örnek olacak ifadeler şu şekildedir: ‘Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri; Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri’ ‘Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl’ ‘Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.’ Aynı dönemde yaşayan iki şairin aynı konuyu, farklı bakış açısıyla nasıl ele aldıklarını görmüş olduk. Kimilerimiz bu tarz tartışmalarda bir tarafı kendinde daha yakın hissedebilir ve onu öne çıkartmak isteyebilir, edebiyat için ise birinin öne çıkmasından ziyade bu tarz eserler edebiyatımıza büyük bir zenginlik kaynağı olmuştur.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.