17 Ağustos Marmara Depremi‘nin üzerinden 20 yıl geçti. Deprem kuşağında olan ülkemizde yapacağımız, her türlü alt ve üst yatırımlarda uygulanması gereken temel kural, depreme uygunluk olmalıdır.

Kentleşme politikası; tabiat kurallarına uygun, doğal afetlerden en az etkilenecek şekilde tarihi ve kültürel değerlerin korunması ilkeleri ile uyumlu olmalıdır ki hasar en aza insin.

Deprem hasarını en aza indirmenin yollarından biri de Kentsel Dönüşümdür. Kentsel Dönüşümü bütünlüklü bir kent planının parçası olarak ele almak gerekir. Deprem tehlikesi ve riski karşısında yapı stokunu daha güvenli hale getirmek ise hayatî önem taşır.

Mesela geçen aylarda yaklaşık 5.0 büyüklüğündeki depremde tüm iletişim hatları çöktü. İletişimi biz GSM operatörlerinin baz istasyonları ile sağlıyoruz. Binaların üzerinde, direklerin üzerinde fiber bağlantılar ve mikrodalga link hatları ile sağlanıyor. Büyük depremde bunlar çökecek…

O depremde tam olarak çökmedi ama iletişim niye kesildi, çünkü sıkışma dediğimiz olay yaşanıyor. Bir yerde bir GSM operatörü baz istasyonu kurarken orada örneğin 100 kişi varsa aynı anda 20-25 kişi konuşabilir diye hesaplar. Yollar yapılırken aynı anda araçlar çıkarsa ne olur… Burada da bir hesapla yapı kuruluyor. Peki ne oluyor? Aynı anda bir sürü insan haberleşmeye başlıyor, yapı bunu kaldırmadığı için sıkışma dediğimiz olayı yaşıyoruz.

Kızılay, AFAD gibi kuruluşların yanında, Türk Polis Teşkilatı, Türk Jandarma Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri de deprem anında hazır bulunmalıdır.

Manisa’da geçen günlerde ard arda gelen depremler, bugün Elazığ ve çevresi, yarın İzmir, öbür gün Büyük İstanbul Depremi.

“Allah Korusun” tabii fakat bunu söyleyerek kaçabileceğimiz bir sisten değil bu. Eşeği sağlam kazığa bağlayıp, sonra Allah’a emanet etmek gerekir. Bu depremler O-LA-CAK. Kaçış yok.

Tek yapmamız gereken doğru hamlelerle zararı asgari düzeye indirmek gerekir.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.