Dünya, yüzyıllardır salgın hastalıklarla baş ediyor. Her dönem bir başka bulaşıcı ve toplu ölümlere neden olan (pandemik) hastalık ortaya çıkıyor. Tarihe geçmiş ilk pandemik hastalık o kadar eskiye dayanıyor ki, MS 165-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nda çıktığı bilinen Antoninus (Gallen) salgını.

O dönemde bile nüfus bugünlere göre çok çok azken iki bin kişinin ölümüne neden oldu. Bilinen en büyük vebalardan biriydi bu.Daha sonra 1346-1353 yılları arasında baş gösteren Kara Veba salgını 75-200 milyon insanın canını almıştı. Kolera, üçüncü veba salgını, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Tifüs (bitlerden bulaşan bir salgın) günümüze daha yakın tarihlerde olmuş ve çok sayıda insanın ölümüne neden olmuş hastalıklardır. Ve, çok kısa bir süre içinde Çin’in Wuhan kentinden çıkıp tüm dünyanın kabusu haline gelen yeni tip Corona Virüs. Covid-19 da denen bu virüs 2019’un Aralık ayında Wuhan’da ortaya çıktı,

Çin’deki ölümlere dehşetle bakarken birçok ülkede görülmeye başlandı ve o kadar hızlı yayılıyor ki, önünü almak günden güne zorlaşıyor. Çünkü Covid-19 virüsü, latent (gizil) dönemindeyken bile bulaşıp başkalarını enfekte edebiliyor. Neyse ki vücudumuz bu virüsle savaşabiliyor. Ölümler tabii ki oluyor çünkü bağışıklık sistemi düşük, kronik rahatsızlığı olan kişilerde (koroner arter, diyabet, hiper tansiyon, fibromiyalji vb), 60 yaş üstü kişilerde virüsü çok ağır atlatma veya ölümler görülebiliyor.

Uzman doktorlarımız günlerdir bizi bilgilendiriyor. Üzerimize düşen kendimizi en iyi şekilde korumak, belli bir süre için sosyal izolasyonu sağlamak ve paniğe kapılmamak. Çünkü virüsü yok edemeyi ama paniği yok edebiliriz. Malum birkaç gündür günlük rutinlerimize, okulumuza, işimize ara verip 24 saati evde geçirmeye çalışıyoruz. Sosyal medyada ve çevremizde görünen kadarıyla çoğunluğumuz evde sosyal medyadan asılsız haberler okuyup paniğe kapılıyor.

Unutmayalım ki tek doğru bilgi kaynağı Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sitesi ve T.C Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı resmi açıklamalar. Bu iki kaynak dışındaki hiçbir habere güvenmeyip paniğe kapılmamak, endişe halimizi en aza indirecektir.

Aklımızdan çıkarmayalım, bu virüsle sadece vücudumuz değil, beynimiz de büyük bir savaş veriyor. Sürekli “Acaba bende Covid-19 mu var, taşıyıcı mıyım, bulaştırır mıyım, sürekli el yıkıyorum ama temiz gelmiyor, dezenfektan kullanmaktan ellerim tahriş oldu…” gibi cümleler kuruyorsak, anksiyeteye ve obsesif kompulsif bozukluklara davetiye çıkarıyoruz demek oluyor.

Corona virüs tehlikesi ortadan kalktığı, hayatımız normale döndüğü zaman psikolojik dayanıklılığımızı kaybetmemek adına bu süreci dingin geçirmek çok önemli. Bilgi kirliliğinin hat safhada olduğu sosyal medyadan az da olsa uzak durmak, akıl sağlığımızı korumada önemli bir nokta. Çünkü maruz kalınan yüksek düzeyde stres, bağışıklık sistemini baskılar, korku, panik, fobiler, uyku problemleri ve beslenme sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olur.

Bu zorlu süreci yaşarken beden sağlığımız için yapacaklarımız ortada, ruh sağlığımızı korumak da bizim elimizde. Yapmamız gerekenler aslında çok da karmaşık değil, asılsız kaynaklara itibar etmemek, evde geçirdiğimiz vakti faydalı bir şekilde değerlendirmek, ertelediğimiz filmleri, dizileri izlemek, kitapları okumak, online kurslardan yararlanmak, ailemizle sohbet edip kaliteli vakit geçirmek ve en önemlisi kendimizi dinlemek, beynimizi sakinlik içinde dinlendirmek, normale göre daha minimal yaşamak.

 Hepimizin ortak bir dileği var, virüsten kurtulup hayatımızın rutinine geri dönmek. Umuyoruz ki en kısa zamanda, en az zararla bu mümkün olacak.

Sağlıklı günler…

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.