Arkeolog Howard Carter Tutankhamon’un el değmemiş mezarını bulur ve hikaye bundan sonra başlar. Kazının finansörü Rothschild ailesinin damadı George Herbert, Carter’ın kazılarını on beş yıl boyunca finanse eder ve Tutankhamon’un mezarının bulunmasını sağlar. Mezarda şöyle bir yazı vardır. “Her kim ki bu mezarı açar, ölüm ona hızlı kanatlarla gelsin.” Herbert mezarın açılmasından birkaç ay sonra, traş olurken yüzünde açtığı bir kesiğin mikrop kapması sonucu hayatını kaybeder. Gizemli ölümler, Mısır’ın görkemli geçmişindeki büyüler, ölümü yenmeye çalışan ihtiraslı bir halife, içine düştüğü karanlıktan kurtulmaya çalışan gizemli bir firavun ve ürpertici bir kurgu…
Kitap bir araştırma kitabı değil, bir roman. Tıpkı Binbirgece Masalları gibi ama bizi gerçeklikten koparmıyor tam aksine bilgiyle dolduruyor. Örneğin tek tanrıya inanan devrimci kral Akhenaton…

İlkesi ”ank em ma’at (adalet)” olan büyük kral Amenhotep III’ün oğlu olup adını babasından almıştır. Yıllarca babasıyla birlikte hüküm sürmüştür. Ama bazı tarihçiler bunun doğru olmadığını söyler. Saltanatının beşinci yılında adını değiştirmiş ve Orta Mısır’da, El-amarna denen yerde yeni bir başkent inşa ettirmiştir. Aton adıyla güneşe tapmayı bu şehirde ilan etmiş ve bu da, tüm Mısır ve imparatorluk topraklarında o zamana kadar görülmemiş bir kültürel ve ekonomik bir karmaşaya neden olmuştur. Akhenaton’un adı ölümünden sonra tüm anıtlardan silinmiş, kendisi ve devrimiyle ilgili tüm anılar kaybolmuştur. Yaşamış olduğu ancak on dokuzuncu yüzyılda yapılan kazılarla anlaşılmıştır. İşte bu nedenle, tarihsel kayıtlarda büyük boşluklar vardır ve karakterleri ile saltanatı konusundaki hikayeler çok değişiktir. Modern tarihçiler yorumlarında pek de cömert davranmamışlardır; fakat özellikle William Flinders Petrie için Akhenaton hiç tartışmasız Mısır’da yaşamış en orijinal düşünce adamı ve dünyanın en büyük idealistlerinden biridir, ayrıca bazı arap masallarında kendisinden şöyle bahsedilmektedir;
“O, diğer firavunlar gibi putlara tapmıyormuş, daha çok, gerçek bir müslümana benziyormuş; tek tanrı’ya inanırmış. tanrı adına tüm şeytanları ve tapınakları kana bulayan rahipleri ülkesinden kovmuş. fakat kral’ın ihtirasları ona sonunda ihanet etmiş, çünkü ölümden korkuyor ve sonsuza kadar yaşamak istiyormuş; bunun için de tanrı’nın gizli adını öğrenmeye kalkmış. Buralarda köylülerin iblis, cinlerin prensi dedikleri şeytan gibi zalim olmuş. Ebedi yaşamı arayan bu adam, mezarında sonsuza kadar huzursuz olsun diye lanetlenmiş ve bugüne kadar nefesi çöllerin rüzgârı olan bir şeytan olarak yaşamış. “

Akheneton’a atfedilen bir şiir;

Tanrı uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O’dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı (…)
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman


Uzun lafın kısası antik Mısır kültürüne ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir kitap.

Paylaş:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.